2 Ağustos 2012 Perşembe

Bazen çok acır !

çok kolay geçmedi...dile kolay 22 yıl! anadan ayrı-babadan gayrı.ağlamak fayda etmedi,biliyordum ki yalvarsam kimse insafa gelmezdi.sustum ve kabullendim hayatımda karışma çıkan her talihsizlik gibi.ser verdim,sır veremedim;yarı öksüzlük-tam yetimlikte yalnızlığın başıma getirdikleriyle ilgili.ilkokul üçüncü sınıftaydım babamın kolundan,anamın koynundan savrulup yatılıokul köşelerine tıkıldığımda.
yarım-yamalak türkçe ile ne olup bittiğini anlamaya dahi çalışmadım.kabulleniverdim çocuk aklımla yıllar yılı sürecek ana kokusuna hasretliği,aile özlemini, yaşamamı sağlayan hava gibi tennefüs edip olağanmış gibi görmeyi.ezilmeyi de o zaman öğrendim;ne olduğunu dahi bilmediğim ilk 10 kasımda sırada hazırolda durmadığım için Rümeysa öğretmen kafama anahtarlıkla vurduğunda anladım nedensiz nedenlerle dahi itilip-kakılmayı da doğal karşılamam gerektiğini.bir yıl sonra üzerime serilecek hüzün bulutunun bir ömür üzerime serpiştireceği gözyaşından habersiz çocuk aklımla yetinmeyi bildim bana verilen ve vaad edilenlerle.her başarı notumdan sonra verilen vaadler; yılın sonunda,yaz tatilinde anama giden yollara uzanıyordu.gün saymadım hiç, kim bilir, o zamanlar on ayın kaç gün ettiğini dahi bilmediğimden olsa gerek gün saymayışım. her vaadin sonu anamı göreceğim yolun başına çıkarıyordu ama seni bulabileceğim yol ağızlarına demir kapılar kapanmıştı! bir cumartesi sabahıydı; eğreti evimde,sözüm ona akraba ailemin yanında banyo yapıp,yarı sıkıntılı bir neşeyle evin içinde dolanıyordum.askerlikten gelen katılığını hiç kaybetmeyen rahmetli yalçın eniştemin beni kucağına alıp,başımı okşaması ile anladım bir şeylerin yolunda gitmediğini.'hasta' dedi.'hastanede'.hiç tereddütsüz 'gidelim o zaman yanına' dedim.'biraz durumu ağırmış..'derken yarıda kestim cümlesini 'ölmüş mü enişte' dedim, içime kanlı yaşlar akıtarak.'başın sağolsun yavrum' dedi. 'başım mı sağ olacak?' anladım ki; türkçede çok gereksiz böyle bir teselli cümlesi vardı.ilkokul beşte yetim kalan,yatılı okullarda anadan da ayrı büyüyen bir kız çocuğunun böyle bir durumda başı ne kadar sağ olacaksa işte! ablacığım aldı beni otobüs duraklarının oradaki dondurmacıya götürdü.oysa o çok daha erken öğrenmişti dondurma soğunun kavrulan içimize iyi gelmeyeceğini! tuttu elimden, tutuş o tutuş. 43 yaşıma geldim hala elimi bırakmadı! o akşam ev ahalisinden herkes üzülmemem gerektiğini onları bir baba gibi bilmem gerektiğini söyleyip durdu.üstelik bana en büyük kötülüğü edenlerden biri hiç utanmadan bu cümleyi diline dolayıvermişti!
kötülüğü yanına kar mı kaldı,yoksa yaradanım ilahi adaletten nasibini aldırdı mı bilemem. ama yüzünden nurunu, içinden insanlığını, kalbinden vicdanını, kanından ahlakını aldığını biliyorum. bu bana yetiyor mu? hiç sorgulamıyorum.çok gerilere attım.
o günden sonra 'beni baban bil' diyen herkese sinir oldum.hep yaptığım gibi dışarı vurmadan,sahte tebessümlerle karşıladım aynı söylemleri.taa ki; sağ elimi hiç bırakmayan ablamın kocası, kızımın dedesi eniştem sol elimi sıkı sıkı kavrayana kadar.anamın varlığını kimi zaman arkama,kimizi zaman omuzlarıma alıp, ikisinin elinden tutarak yürüdüm, 22 yıllık yokluğunda uzayıp duran bunca yolu. üçünün varlığı,gayreti ile zaman zaman saptığım hatalı,çakıl taşlı yollardan çıkıp benim yolumu mutluluk yoluyla kesiştirdi.beni gelinlikler içinde göremedin,evimde misafirim olup bir tas çorbamı içemedin,kızım sana 'dede' diyemedi.ama senin yokluğunda karşılıklı sigara-kahve içebildiğim, yolda koluna girip yürüdüğüm bir baba daha getirdi hayat bana.anam birken ikiledi.şimdi hepsini senin yerine büyük bir zevkle ağırlıyorum evimde.her masaya bir tabak koyuşumda,kimselere fark ettirmeden sessizce sana da yolluyorum bir avuç duayı. ve biliyorum ki; hayat o kadarda insafsız değil. bir şekilde başarıyorum mutlu olmayı.asla dolduramayacığım boşluğunla ve acınla barışık yaşamayı...

mekanın cennet olsun vahit'im!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder