Avrupa ülkelerinde, tam anlamına yakın teoriden pratiğe
geçirmekte pek kusur etmediklerinden, artık gündem konusu olmaktan çoktan
çıktıysa da; Ülkemizde hala oldukça ilgi çeken bir mevzudur ‘Kadın-Erkek
eşitliliği’. Aslına bakarsanız, bu mevzunun, bizim buralarda, Avrupadaki
anlamında algılanabildiğini söylemek zor. Her nekadar bürokratlar er
meydanlarında bangır bangır bağırsada, birkaç kadın yazarımız bu konuda kendini
paralasada, bir kıyaslama yapsak; bu mevzuda Osmanlı’dan buyana ben diyeyim
bir, siz deyin iki arpa boyu yol aldığımız apaçık ortada.
En başta Belediyenin verdiği yetkiyle kıyılan nikahlarda
başlıyor falso. Ne diyor belediyenin yetkilendirdiği memur: ‘Kadın erkek her ne
kadar eşitse de; erkek evin reisi, kadın da onun yardımcısı’ diye tamamlamıyor
mu cümleyi, gelin olacak kıza ‘bundan gayrı kocanın yarım adım gerisidir senin
yerin’ dercesine. Osmanlı zamanında da on adım geriymiş. Duruma bakılınca
mehter takımı gibi ilerlemedeyiz bu konuda, iki ileri, bir geri. Siz hiç
‘Kardeşim bak kadın-erkek eşittir. Bu gelin hanım kızımızda, damat oğlumuz gibi
en az on saat bir fiil dışarıda çalışıyor. Onun için bulaşığı o yıkıyorsa sen
durlayacaksın, bir gece bebeğe o kalkıyorsa, ertesi gece sen kalkacaksın, evi o
süpürüyorsa sen sileceksin.’diyen nikah memuruna rastladınız mı? Şahsen ben
rastlamadım.
Madem kadın-erkek eşit; o zaman Avrupa’da olduğu gibi çiçeği burnunda
babalarda doğum iznine ayrılabilsin. Hiç değilse annenin doğum izni günlerinin
yarısı kadar. Tahmin edersiniz ki; bu izin, sezeryen sonrası dikişleri
patlamasın diye verilecek değil. Tam tersi, doğum yapan kadın; yakınları
tarafından ‘ay, ne çok kilo almışsııın’, ‘gördün mü kardeş; bizim gelin doğurdu
doğuralı ev çöp eve döndü’ gibi eleştirilerden demoralize olmasın diye. Doğum
iznine ayrılan baba evde çocuğa bakarken anne de bir kaç saat kendine vakit
ayırabilsin, evinin işini görebilsin diye... ‘Madem kadın-erkek eşit, niye
kadının doğum izninin yarısı kadarı erkeğe verilsin, erkekte aynı zaman
sürecinde izin yapabilsin’ diye düşünenleriniz olabilir. Hiç itirazım yok;
çocuğu emzirme görevini üstlenebiliyorsa, kadının süt izinleride erkeğe
verilsin.
Çalışma hayatında da ciddi bir eşitsizlik söz konusu;
emeklilik yaşlarını göz önüne aldığınızda, atmış yaşına merdiven dayamış bayan
sekreter çalıştıran kurum görmedim. Ama atmışbeşinde ofis boy’luk yapan,
yetmişinde hala mutemetlik yapan erkeğe çok rastladım.
Ellili yaşlarındaki meslek erbabı kadının sıfatı ‘bunak’,
erkeğinki ‘tecrübeli’değil midir?
İster ayıplayın, ister kınayın; beni, bu ülkede kadın-erkek
eşitliği olduğuna kattiyen ikna edemezsiniz. Madem eşitlik mevcut; neden evlere
temizlik için hep ‘kadın alınır’ da erkek alınmaz? Eve erkek alınmasının tek
karşılığı vardır; onunda konumuzda yeri yok. Bizim buralarda ‘eve erkek
alınmasının’ karşılığı, ‘eve kadın alınması’ ile eşleştiği gün kadın-erkek
eşitliğine ikna olduğum gün olacaktır.
Sumru Karabaş Kazdağ
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder