Başka var mıdır, bir ben miyim, bilmiyorum 4-5 yaşında aşık
olan… ilk aşk! Ve ömür boyu süren bir aşk! Çocuktum, küçücük. Televizyona
çıktığında koşup ekranı öpermişim, öperdim. Yarım yamalak hatırlıyorum. ‘Sarı
Çizmeli Mehmet Ağa’ tamamını ezberlediğim ilk şarkısı. Sonraları İtalyanca ve
Fransızca şarkıları dahil hepsini ezberledim, hala ezbere hepsini bilirim. Ona
duyduğum aşkın yanında bir şey midir, sanmam… Ergenliğimi de onun hayaliyle,
ona duyduğum aşkla geçirdim. Odamın duvarları onun sözleri, resimleri ile
kaplı. Sabah uyandığım ilk an, yatağımın ayakucunda asılı dev fotoğrafındaki
gözleriyle göz göze gelirdim. Bilerek asmıştım posteri oraya. Güne onunla
başlamak için… Onun yeri, kalbimde, ufacıkken kaybettiğim babamın, hiç olmayan
ağabeymin, hatta sevgilimin yeriydi. Hayatta gereksinim olan herkesti benim
için. E tabi bir gün ergenlik de bitti. Yeryüzünde kaç insan vardır koca
kızken, bir gün mutlaka onunla evleneceğinin hayalini kurabilen? Ben öyleydim.
Ben bir gün mutlaka onunla evlenecektim. Olmadı sekreteri olacaktım, o da
olmadı hizmetçisi… İşin niteliği değildi benim için önemli olan. Önemli olan
onun yakınında bir yerlerde olmaktı. Denedim de üstelik. Bir Pazar gazete
ilanında sekreter aranıyordu Barış Manço için. İngilizce, Almanca tamamdı. Ama
İtalyanca ? Cesaret edemedim ilana başvurmaya. Onun tarafından gelecek menfi
bir cevaba hiç hazır değildim. Hiçbir zaman da hazır olmadım. Aşkı tarafında
refüze edilmiş hissiyatını kaldıracak olgunluğa hiçbir zaman erişmedim. Yıllarca
her akşam etüt odalarının camlarında, onun evine gelişini; her sabah evinden
çıkışını bekledim. Bir el sallayabilmek için. Bana bir el salladığını
görebilmek için. Öpücük gönderdiği günlerim bile oldu. Sonra bir cesaret evine
gittim. Yanılmamıştım; inanılmayacak boyutta alçakgönüllü. Kütüphanesinde bizi
ağırlayıp, limonata ikram edecek kadar, espriler yapacak kadar. Ekranda nasıl
görünüyorsa öyleydi. Ne eksik, ne fazla…
İsmimin anlamını bilmediğim için sitem etti bana. Koca kütüphaneden
indirdi sözlükleri buldu. Sterna Hirundo, Latincesi. Martı cinsi. Artık
biliyorum, 27 yıldır ismimin anlamını bilerek yaşıyorum sayesinde.
Ben Barış Manço’yu çok sevdim. Beni tanıyan, benimle
arkadaş-dost olan, yakınımda yöremde olan hemen hemen herkes bu sevginin
büyüklüğünden etkilendi diyebilirim. Onlarda benimle birlikte sevdiler. Yıllar
yılı herkes,onunla ilgili fotoğraf, makale, kaset, plak ne varsa taşıdı getirdi
bana. Ama benim için içlerinde en kıymetlisi evine gittiğim gün, kendi
elleriyle imzaladığı fotoğrafı. (kuşum boncuk en altını yemiş olsa bile)
Ölüm yıldönümünde adet edindim onun için bir-iki kelam
etmeye. Ben onu ölmüş kabul etmiyorum aslında. Barış Çelebi ya o, gitti yine
bir yerlere, belki de bu kez dönmemek üzere

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder